Çarşamba, Ağustos 27

Güzelce Kayboluyorum!


kaybolmak her ne kadar tanışılmamış şeylerle karşılaşmak, şaşırmak, farkında olamamaktan dolayı gerçekleşen bir eylemmiş gibi görsemde,aslında bazen bunun tam terside olabiliyor. çoğu durumda kaybolan bir insan bir şeylerin farkında olduğu için kaybolur, bazı şeyleri görebildiği sezebildiği için kaybolur. cahil mutludur, ama düşünen insanda kaybolmaktan haz alır. hayatın ne kadar karışık olduğunu bilen halimizle ve dünya o kadar kötü bir yerdir diyebilecekken, gerçekten gören bizlerin kaybolması kadar doğal bir şey yoktur sonucuna ulaşıyorum. hayat, önümüzde hiç bir zaman görünen mükemmel tasarlanmış koridor olmamıştı elbet.

Ki şuan eskiye göre maddesel olan tasarım çokca mükemmele yakın,ama bu kayboluş; yalnız olduğum ya da bana yol gösterecek kimse olmadığı için değil, belki de yalnız olmadığım ve yolu çok iyi bildiği içindir düşüncesi.

hayatın anlamının ne olduğunu çözen bir arkadaşım vardı. hayattaki her şey şaşırmaktı ona göre. her şey bittiği zaman elimizde kalan her şey, hayatımız boyunca şaşırdığımız her şeydi ve sadece şaşırdığımız anlar hatırlanmaya değer anlardı demişti bana. başına ne geleceğini bilen bir insan için kaybolmak, bilmediği yerlere gitmek ve şaşırarak hayatına anlam kazandırmak ihtiyacından doğar belki de.

ruhuma gerçekten erişip ona dokunabilecek olan, daha önemlisi bunu yapan birini-lerini bulamak,ve güzelce kaybolmak,ne anladığımı
bilmeden,tebessümle...

Pazartesi, Ağustos 25

Buaralar...

Ötekim,hayatımın her karesinde kendimi görür oldu buara,ben merkezciliğin yada bir başınalığın çok dışında birşey bu..varoluşum beni güvende tutuyor sanırım,saklamak istiyor belkide herşeyden..okul ve okulla beraber yeni sorumluluklar beni bekliyor..uğraşlarımı seviyorum,ve onlara geri döneceğim için mutluyum..gökyüzü haritama gelince..

pusulası sonsuzluğu işaret ettiğinden bu yana,bu Dünyaya bırak birazda anlatacakarını diye tutturdu..yol hikayelerim var oysaki,sonsuzluğu bulduğum denizlere varma çabam,yanımda büyümüşlüğüm,gördüğüm her haliyle..ama yetmiyor ona..cebimden çıktığına memnun,benide alıp gökyüzünden insanları seyre dalmaya ikna etmeye uğraşıyor her halimi..

Pazar, Ağustos 24

"Kül mü Heykel mi?"

"Gezmeli insan bazen geçmişini, bir müzeyi gezer gibi gezmeli, heykellerini ziyaret etmeli, saymalı onları, ne kadar yaşadığını o heykellerden anlamalı.

Ve sormalı...

Geleceğimde kaç heykel var?

Yaşayacaklarımın ne kadarı küle, ne kadarı heykele dönüşecek?

Ne istiyorum diye de sormalı.

Kül mü, heykel mi?"

Cumartesi, Ağustos 23

İstiyorum ki!

İstiyorumki simitçi geceden kalma gözlerimi karşılamasın,istiyorumki ufukta dağıtmaya hazır bir gemi görünsün,yine böyle sabah..iskelede bir med-cezir hali başlamadan..beni sarsmadan kendime getirsin..ama olmuyor,istemekten öteye gitmiyor yine..çünkü bir kere demişsindir;kimsenin kahramanım olmaya gücü yetmez diye..hayatıma varoluşu yanında kimse yokken katmışımdır ta bugüne kadar ellerimle büyütüp getirmiştim..kimselere vermek istemezsin onu..
paylaşmaksa..kendimi sarpa sarmışlığımla meşgulken varoluşumu paylaşıma değer görmem söz konusu bile olamıyor işte.o bir kenarda duruyor ben karamsarlıklar hevesinde, gününü gün edene kadar bekliyor..

Cuma, Ağustos 22

Tekrarlanan Öteki...

Benliğime ulaşmanın seyrindeyim buaralar ,neler görüyor bende onun da farkındayım,ve biliyorda aslında çıkmazların, kaosların beni korkutmadığını.çünkü yine biliyorki durduğum cesurluğa yakın bir yer..sadece bana daha nekadar şaşıracak,kızacak,üzülecek

onu bilemiyor.bir de zamanı hatırlatıyor bana..

Zaman, içte öldürlülmüş mevsimlere yahut vazgeçemediğimiz yaşamlarla geçen hayatlara hep şahit olmuş..buna sebep olanda o gidişlerin sonsuzluk adı altında bir cazibe,bir çıkmaz olmasındanmış,iskeledeki med-cezirlerden nasibini almış gitmeler,sonsuzluk adı altında insanları sarpa sarmış.hep birbirlerinin hayatında kalmışlar,ve,aslında hep,yalnız bırakılmışlar..

zaman işte böyle,geçerken acıttığını anımsatıyor..ama asıl acıtan o değil..varoluşunu yüreğinde tutman gerekirken onu birine unutması için sunman..

Perşembe, Ağustos 21

gerçekliğe yakınlığım...

Şuan zaman uykuyu göstermeliydi.Rüya görmeliydim mesela.ben işte, yine yolda yürüyorum,aklımda yaşamın ta kendisi oluşum(dolayısıyla yük bir yürümek..değil bu)gökyüzü haritam cebimde,yerlerde kurular var,hava durgun.ne rüyamı
ne ötemi,ne beni, ne onları boğmuyor gece.gayet olması gereken haliyle..

ama,sabah..
rüyadan bahsedince uyandığımı sandım bian.güzeldi.yinede şuan bir akıllı benmişim gibi hissediyorum.bu vakitleri yalnızlığından kurtardığımı düşünerek,dolayısıyla uyanıklığımın işe yaradığını düşünerek yol alıyorum aynı yollarda...İzler yoktu elbet.Bir his vardı,ne zaman var olduğumu anlamadığım bir his...

Çarşamba, Ağustos 20

...Masmavi-Kapkara...

Taksim,haftanın 6 günü 7 saat kalmak zorunda olduğum yer.Ki, gecesi bile yok.Onca ışık güneş misali aydınlatıryor her sokağı.Görünmeyen karanlığına lafımsa hiç yok...
Taranmış,traş olmuş,giyinmiştim...Bugun farklıydı çünkü,nedeni yoktu,sadece isteyince oluru zorluyordum...Erken bir iş başı sonrasıda erken bir ara...hakiki ışıkla aydın sokaklarda evime dönüş,günün yarısı...

Bir çift göz,masmavi, insanların akın akın ettiği yere yakışan canlılığıyla.Sözde bilgeliğin etiket takıldığı bir yerin(kitap,CD;evi) tam önü.Öylece uzanmış.Hani sürekli gördüğümüz afrika resimleri vardır;açlıktan bir deri bir kemik misali.Farksızdı tonu,farksızdı çaresizliği.Bir resim karesi değildi,yada izlediğim bir belgesel yada kupkuru bahçede çaresiz çiftiçi.Öylece uzanmış...Kafasını kaldıramıyor,kusmuştu güçü yettiği mesafeye,arada yere vuruyordu elini gücü yettiği kadar,belli ki can çekiyordu.Arada etrafa bakıyordu gücü yettiği kadar,ama sadece gözleri oynuyordu.Converse ayakkabılar,lives kotlar karşılıyordu.Markalarda selam veriyordu kazanmış edasıyla...
Ellerinde nikon makineleriyle kareleyenlerde vardı bu anı...Birşey olmalı,birşey yapılabilmeliydi.Canım acıyordu sade,tityordum,cıvıllığını kaybetmemiş meydana bağırabilmeliydi.Birşey olmalıydı,bişey yapabilmeliydi bisküvi ve bozuk paradan öte...Bu gözler farklıydı çünkü,mavinin içindeki o derinlemesine siyah yoğunluğu farklıydı...Tamam,belki bir çok hata yapmıştır,belkide saflığıydı bu hale getiren.Ki bu aşamada önemli mi ki?Bişey yapmalıydı...Kime,ne söylemeliydi;elinde koca çantaları olana, hadi bir yerinde tutalım, yada biraz yukarısındaki lacoste'dan çıkan, hastane parası= tişört mantığını algılayamayanın gömleğinden mi çekmeliydi...Birşey yapabilmeliydi masmavi gözlere...Olmadı işte,onlardan farksız halimle olmadı...Akbaba misali duruşumuzla olmazdı zaten...


Şimdi biri çıkıpta" hiç mi açlıktan ölen insan duymadın veyahut izlemedin" diye bilir,yada bırak bu duyarlılık fasofisosunu(giydiğine bak yada markalarla olan arkadaşlığına)
Sizde haklısınız...

Salı, Ağustos 19

Beklemek,hep o dönemeçi beklemek...


Gunlerim renk degistirmeye baslamalıydı. Bir yazdır bekledigi gun gelmisti ve otemle-berim arasindaki karari vermem gerekiyordu. ya otemi secip ruhsal yasantima devam edecektim; ya da berimi secip bedenen yasayacaktim kalan gunlerimi. kalin parmaklarimi saclarimin arasinda gezdirdim, top sakallarimi sivazladim ve kedime bir opucuk kondurdum. fotoğraflardan hayat sevgisi kaptim bir an için, kararimi verirken de daha sonra kendimin de fark edecegi uzere gelecekte de aynı gülümsemeyle var olacaktım.

yillardir icimi kasip kavuran bu ayrımın tek kurtulus yolunun bir sekilde bulmuştum. bulamamamın sebeplerinden baslicalari korkakligim ve hayatimda olan onca gereksiz insanla yaşamı sevmememmiydi bilinmez.

Bugun hersey hazirdi. dislerimi fircaladim, saclarimi günler sonra anlamsiz bir sekilde taradim. sanki yeni bir yasama gidiyormuscasina huzur ve umut doluydum, gerek dis gorunus, gerekse zihinsel olarak. mutfaga gittim, cami kapattim ve ardindan tüpü actim. yemek masasindaki koltuguma oturdum, rahat bakislarla tupu suzmeye basladim. kisa bir sure etrafa bakindim, karsimdaki gazete kağıdında küçük bir çocuk tebessümle göz kirpiyordu bana,yada oyle gelmisti. kararimi vermiştim.

dolaptan iki yumurta, yağ çıkartıp, pişirip,kahvaltı yaptım!

Pazartesi, Ağustos 18

Ey yaşam,hep istediğin gibiyim;sessiz,sedasız...


Öyle sessiz ki bu yanım,dokunmak istiyor farklı tenlere;bir kaç cümle yazmak ...Tanıtmak istiyor ruhunu;kim,nerden ve nasıl biri olduğu önemli değil yada ağlamak-kahkahalara boğulmaktan ileri bir istekse, hiç değil.
Ama Susmak onun için en buyuk erdem,hiç istemesede susmak...Susmak;edebiyle, ebediyen susmak...Kapatılmak;gecesiyle-gündüzüyle hep aynı renkte olmak...
Çünkü,biçilmiş davranışlardır ona layık olan...

Pazar, Ağustos 17

Bugün

bilmediğim dediğim herşeyde farkında olmadan gördüm yaşadım bunu,bundan dolayı bu sabahın bilinmezliğinde,ötekimi ve paylaşımımın bilinmezliği var.bunlar şuan bana ait, belki ama evet öyle,öyleyim..
..demek istediğim gülümsetmeye çok müsait olmayan ilerleyişime isteğim,benim de herkes gibi uyanıp "bugün" diye başlamam güne..ve tamam,"hergün yarın" yada "hergün aynı" demek benim elimde olsa gerek..