Cuma, Temmuz 24

Dostoyevski (Öteki Ben)

"Olmasından korktuğu ve
olacağını önseziyle anladığı
şeylerin hepsi gözünün önünde
bir bir gerçekleşiyordu.
Esrarlı adam da Yakov Petroviç gibi
paltosunu, şapkasını çıkarmadan
karyolanın kenarına oturmuş,
gözlerini kısarak hafifçe gülümsüyor,
Goladkin'e dostça başını sallıyordu.
Goladkin bağırmak istedi-sesi çıkmadı.
Bir şeyler yapmak, karşı gelmek gereğini
anlıyor ama yapamıyordu.
Saç}annın başında dikleştiğini hissetti
ve olduğu yerde kendini kaybetti.
Yol arkadaşını tanımıştı:
Bu adam kendisi, yani Yakov Petroviç
Goladkin'den başkası değildi!
Başka bir Goladkin olduğu halde
tıpkı onun gibiydi, kısacası,
her bakımdan onun eşiydi..."

Çarşamba, Temmuz 22

Sağol...

Sanki başka türlü olsaydı daha iyi olurdu.En kokuşmuş olanında bile bir hüzün var olduğunu görerek her veda bir sızıntı bırakır ileri ki yaşama demek hata olmazdı o zaman . Öyle işte,keşke başka bir türlü olsaydı sanki.Mesela sen daha düzgün durabilseydin karşımda,
insaniyetsiz tarafının dirilişine müsade etmeseydin ya da madem oyun oynuyorduk ötekilerimizle,hazır bu kadarda kaptırmışken rolüne ,perdeler kapanmadan son bir kez hayran bıraksaydın beni kendine.
Hayal kırıklıklarıyla değil de alkışlarla uğurlasaydım seni.Yine de sağol...

Çarşamba, Temmuz 1

Ölüm Siyahtır, Yaşamsa Beyaz...

Ölümün soğukluğu ve siyahı hep ürpertici gelmiştir…
Michael'ın ölüm haberini aldığımda da ürpetinin ve şaşkınlığımın ifadesi belirdi suratımda.

Ortaokul sıraları çoğunluk olmak üzere, ilk gençlik zamanlarıma doğru müziğin başka yanlarını keşfetmemde bir işaret olmuştu Jackson.

Pop müzik ve dansta yaptığı devrimin yeminli neferi gibiydi…

Rock'a gönül vermeye başladığım zaman diliminde de belleğimin bir tarafına saklamıştım ismini,farklı klipleri ve kıvraklığıyla öylece duruyordu…

Daha sonra uzun bir müddet hatırlamamak üzere rafa kaldırmıştık sanki kendisini.

Kendini hatırlattığı -aslında hatırlatıldığı zamanlar da pek nahoş oluyordu nitekim.

Çocuk tacizi, dava üstüne dava, baskın üstüne baskın saçmalıkları,medyanın öne sürdüğü vizyon!

90'lara damgasını vuran figürleri, duvarları süsleyen posterleri yitip gidiyordu tek tek hayatlardan…Sonbahar hüznü çökmüştü hayatımızın Michael Jackson'a ait olan kısmına.Kimi çıkıp kızmıştı,kimi basıyordu küfürleri,kimi ne olduğunu bile anlayamıyordu… Öfkeler,hüzülenler ve nefretler içten içe…

Popülaritenin acımasız yüzü ile benliğini yitirmesini an ve an izlemek üzüyordu elbet…Sandığa koyuluyordu jackson şapkası. Ama yine de duruyordu figürleri.Bazen ummadık sokakta çocuklarla karşılıyordu bizleri,dillerde ise "are you ok?"

Geçmişini, varlığını, benliğini inkar ediyor diye 30 yılını 5 yılda öldürme çabaları yüz gösteriyordu...Ardındansa, 5 yıl önce ölmüş olsa efsane olmuştu diye ekleniyordu.Öteki olmaktan kurtulacağım diye o da ötekileştirilmişti aslında…

Şimdi karşımda olsa ve sorsam ne kadar umrumdaydı bunca yazılan,bunca çizilen diye...Oysa elde kalan Ölümün siyahıydı,yaşamınsa Beyaz,tenin ise önemsiz olduğu...

Uğurlar Ola Michael, U-Ğ-U-R-L-A-R O-L-A...

Çarşamba, Haziran 24

İki Hayatı TEK yaşamaya bocalamak...

Hep efsane zannederdim tek dersten okulun uzamasını.Hep düşünürdüm ki; "ulan bütün dersleri vermişsin bir dersi mi veremedin,çalışsaydın adam akıllı" .Öyle değilmiş ,yaşayan bilir derler ya ötem,işte bu anı yaşadığım gündür bugün.Ne kadar çaresizim,ne kadar mutsuz.Ne yapamlıyım bilmiyorum,bir çözüm gerek bulamıyorum.Öyle sıkıştım ki nefes alamıyorum...

Ve abartmak!!!Hiç bir zaman abartmadım bu ve benzeri yaşayışları.Okul ve iş hayatını yıllardır birlikte götürmeye çalıştım,aslında buna beni doğuştan zorunlu bıraktın...Bir yanda İstanbul bir yanda onunla verilen yaşam savaşı.Gitmiyor işte,gitmedi,gitmeyecek.Sürekli bir yerlerden başarısızlık patlak verdi.Kafam dağınık,devamlı uykusuzum sanki...

Ayrı sorumlulukta iki hatta bazen üç hayata açmak,açıldığımı farzetmek...Bocaladım,olmadı işte hayat.Yine en sillesinden patlattın bir tokat...

Pazartesi, Haziran 22

Eksik Puzzle...

Bazı anlar hani gögsünün tam ortasından birşey sökülür( eklenir) ,hani bedenin dar gelir artık,sığmaz ve kaçmak istersin. Kaçamadığında ise zamanla büyür,büyüdükçe bağımlı kılar, bağlandıkça korkutur,korktukça kalabalığın içinde kaybolarak yalnız kalmak istersin. Fakat geçmişte kaybolursun anlamsızca. Hatıralar gözünün önünden geçer. Her seferinde en güzellerini bulsanda yine de yetinmezsin, şaşkınlıkla baktığın yerlere, çocukluğunun sokaklarına gidersin. Acı cekersin yansılmaların ışığında.Sonra o acıyı sevmeye başlarsın.Nedenine olduğu gibi varlığına da aşık olursun.Belki bir kac ilaç alırsın kafan dağılsın diye. Bir yerden tanıdık bir melodi duyduğunda önce gülümsersin, sonra boğazın düğümlenir. Aranmayacağını bile bile telefonun çalmasını istersin. Arayan olmadığında icin burkulur. Sonra gerçeklerden çok rüyaları seversin. Terketmek istersin, herşeyi, heryeri. Hiç bir anının, ötekiye ait hicbir geçmişin olmadığı bir yere gidersin. Yeni sokaklar,yeni evler belki iyi gelir diye beklersin.Geride bırakamadıkların tek aldıgın iken ne kadar boştur...
Bissürü yenim ve burda kalan parçamla tamamlanmanın eşiğindeyim.

Pazar, Haziran 21

Pencere Hep Açık...

Esmek istiyorum son zamanlarda.Amansız ve anlamsız bir esintiyle beraberliğimizi kutlamak.Özgürlük heykelini uğrayıp ötekilerimizi sarmalamak.Ve dolaşmak,sınırsızca...

Neyse,ardı sırası kesilmezmiş özgür isteyişlerinin.Buhranlardan değilde hep karanlık perdelerin eseri.Nefessiz kalınan her an, çekiyorum siyah perdeyi ve derin bir hava alıyorum.
Yavaş yavaş bırakıyorum sinmiş olan bu özgürlüğü.Rahatlıyor muyum ne?

Ne güzel oyun oynuyorum dimi?Özgürcülük oynu.
Herşey hayal ürünü olunca kuralları ne kadar da basit oluyor.Oyunda benim,ebe de,ebelenecekte.
Bu kez cidden özgürüm...

Cumartesi, Haziran 13

Yorgunluğumun Bir Anlamı Var!

Yorguluğun arkasında ne çok saklanır oldum.Yapılacak yada yapılmak istenen her eylemde en güzel bahanem bu olur oldu.Bir esrarkeş hava,kapanan gözler,aşağı sarkmış kollar.

Sormuyorum neden böyle diye.Ama biliyorum ki, yorgunluğumun bir anlamı var

Pazar, Ocak 18

Özlemişim...

Uyunan 15 dakikalık uykunun hazine değerine sahip olduğu bir süreci geçirdim.Özledim ötekime seslenmeyi...Sene başından beri yarı çırpınmış olmanın verdigi rehavet bir anda yok oldu gibi. Son 2 haftadır neden zamanında proje çizimlerini düzeltmedim diye 10'ar dakika periyodik olarak küfürler ettim:)kahve içe içe midem delinirken, dün 3 proje dersimin projelerinin verip mülakatına attım üstümden..Sonra 14 saat soluksuz uyku,derinlemesine sessizlik,huzur.Üçüncü göz,ruh ve içinde olduğum karmaşıklık.Sorular,sorgular,muallaktalık ara...


Uyandığım da bir yerinde tutmalıyım;

"üçüncü göz şu soruyu aklıma getirir hep"yaptıklarımdan dolayı mı yoksa yapmadıklarımdan dolayı mı pişmanlık duyarım?"

eskiden bana fazlasıyla ütopik gelen hayalim gerçeğe dönüşmek üzereyken ve bir yanda da hayatıma anlam ve güzellik katan yegane amaç dururken,gözlerden birisini seçmek zorunda kalsaydım... her seçim bir diğerini feda etmek demek midir diye düşündürür,"her secis bir vazgecistir"alıntısını ekleyip susarım.

Bu susuş toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmiş düşüncelerin, davranış biçimlerinin, toplumun tüm bireylerine benimsetilmeye çalışılmasıyla hissedilen baskıdan değil;toplumun genel anlayışıyla çeliştiği anda omuzlarımıza bindirdiği yükse hiç değil. Doğduğumuz andan ölümümüze kadar etkileşim içinde bulunduğumuz "toplum"un, toplum bireylerinin bizi şekillendirir şekilendirmesine de,ama inanışın ruhumn en az feyyiz alan yanım olduğu..."

Velhasıl selam ola ötekime...

Cumartesi, Ekim 4

Yol...

Bir yol var geleceğimde. Uzun,kalkık,asfalt,kenarla

Ardında koca koca ağaçlar ve sık çalılar.
Kimseler yok ne arkamda ne önümde.Önce ayakkabılarımı çıkarıyor,oynaya oynaya yürümeye başlıyorum
Yol altımda kıvrak,yol kaygan. Ben aslan,ben kükrek.
ayaklarımın önünde yeşil plastik bir top, şarkı söylüyorum hayatla ilgili.Kafam dik, omuz sallıyorum,sıçrıyorum.
Neşe her yanım,aklım hava.
Asfalt buhar oluyor. Ayaklarım yanıyor,toprağa iniyorum. Ayaklarımın altı çimen yeşili.
Sık çalılarda serçeler, renkli kır kuşları..
Kuşlar uçuyor ben kuşları takip ediyorum. Kanatlarım yok elbet ama koşuyorum daimi.
Kuşlar mısır tarlasına gelmişim. Mısırların gövdeleri halka halka yerleşmiş toprağa.
Çömeliyorum halkalardan birine.,uyuyorum. püskül gölgesinde.
Rüyamda elimden tutanlar, şarkı söyleyen ışıklar, yumuşak bakışlı su damlaları.
Uyanıyorum. hala gündüz. mısır yiyorum;ham,sütlü.
Yaşıyorum,tek başıma, mutluyum.

Cuma, Ekim 3

Yarın...

Ve med-cezir yaşıyorum şu kum taneleriyle geçen hayatımda. Ne oradayım ne burada, orayı buradan ayıran ince çizgi arasında…
Dün hüzün bugün gerçek yarın ise umut olma niteliğini hiç yitirmedi. İşte bu yazının tam şu cümlesini yazmadan dönüp başa okurken kelamın hayatımda gelip yerleşik olacağını kabullendiğimde yazdığım ve zamana itham ettiğim kelam aklıma esti.
‘Aşağılanmış Geçmişime, Sıkıntılı Bugünüme, Belirsiz Yarınıma…’
Geçmiş olduğu gibi kalacak, bugün olduğu gibi akacak, yarın istediğim gibi olacak...