Cuma, Ocak 22

Eh işte...



Çelişkilerim, kalmakla gitmek arasında sıkışmıştı önceleri; sonra dönmekle dönmemek arasına sıyırdı kendini...Dönsem ölürüm; ölsem dönmem kararımdan demeler başlar içitten içe. Sonra otururum bir ince çizginin üstünde artı-eksilerimle saçmalarım içimden.Artılar fazla olursa hangisini çıkarsam derim, eksiler fazla çıksa neyi unuttum diye başa dönerim.Sanki içimde bir iblis, almış beni gitmiş, bir kutuya hapsetmiş, "hadi bakalım" demiş, bir karanlık bir de mum vermiş... Aydınlıkta mıyım karanlıkta mı bilmiyorum.İyi misin diye sorarlarsa "eh işte" derim.Neyin var derlerse "bilmem" derim. Ben bir ölüyümdür, ölüm güçsüzlüktür ama güçlüyüm...

Pazartesi, Ocak 11

Ya ikiside aynı beden de ise?


“İnsanlar ikiye ayrılırlarmış:Başkaları için yaşayanlar, başkaları sayesinde yaşayanlar.Sorun olanlar, çözüm olanlar…Ümit kıranlar, ümit verenler…Dert üretenler, deva üretenler…Şikayet edenler, çare bulanlar…Aynı havayı soluyan, aynı sıkıntıyı yaşayan, aynı sevince ortak olan iki insandan biri dert küpü olur çıkar, diğeri ......deva küpü.Biri şikayet üretir, öbürü çare.Biri yük olur, öbürü yük taşır...."

Ya ikisi de tek bedende ve iki ruh ise?

Cuma, Kasım 20

Aynı Yağmur,Aynı Şarkı




Eski zamana ait bir şarkı vardı mırıldandığım.Çok sene önce,senelerin ötesindeydi ettiğimiz dans .Ummadığım anda bir şarkı çaldı,laptobumun sabit disk klasöründe saklanmış. Çaldıkça çaldım,son ses,defalarca. Sonra yağmurun kokusu aklıma geldi.Dahasında aynı kadife ses,evet, hatırladım bu şarkıyı.Bir baktım tanımlayamadığım ve yıllardır içimde var olan sen, eğilmiş şekilde karşımdaydın.”İşte böyle merhaba dersin herkese” dedin.Müzik çaldıkça sende ettin dansını.Hatırladım şimdi;bende herkestim,bir sen değildin ötekim,bir sen.

Cumartesi, Kasım 14

Görünmeyen Yağmurla, Sırılsıklam.


Düne ait bir mesaj da ,şöyle diyordu arkadaşım:

^Dün gözleri görmeyen iki kişi ile beraber metroya bindik. Dışarıda gırla yağmur.Biri diğerine “Körler şemsiye kullanmaz.Şimdiye kadar şemsiye hiç kullanmadım,sırılsıklamda olsam insanların gözüne sokmamak için kullanmadım.”dedi. Söylemek istedim, belki bununla ilgili bir yazı yazarsın.^


Burada yazanları okurmusun bilmiyorum, ötekim diyor ki: Mesajı aldığımda duyarlılık ve elimizdekilerin değerini bilmemek ile çevrilmiş bir duygu yoğunluğu yaşadım. Peki ya duyarsız kalsam ne değişirdi? Duyarsızlık ve hissizlik, herkesin birbiri sırtına basmaya çalıştığı bir ortamda sağlıklı kalmamı sağlar mı diye düşünüyorum. Çünkü neye duyarlı olduğumuz belli. Görmediği yağmurda sırılsıklam olurken yine görmediklerini düşünmek kadar iyi niyet kime? Karşı tarafın üzerine basarak bir şeyler yapmaya çalışan aynı türden bir sürü insan için mi?

Neyse, eğer bir inancım yada bir duyarlılığım olsaydı, büyüsü bozulmasın diye kimseye bahsetmezdim. Eğer inançsız olsaydım, bu özgürlüğü kimseyle paylaşmak istemez yine susardım. Ben sadece duyarsızım artık. Üzülmem gereken yerlerde zerre üzülmüyorum. Ama yağmurda ıslanan bir sokak köpeği gördüğümde canım yanıyor,verilen değerin farkına varmayan değersiz yaratıklar için çaba harcayanlara da. Tuhaflıkta buradan kaynaklanıyor;bazen tüm insanlık için dua ederken, bazense tek bir doğal felaketle tüm insanlığın son bulmasını istiyorum.

Perşembe, Kasım 12

Zamanın Yarası


Nelerin içine bakabiliyorum ki yada kimlere içimi açabiliyorum?

Kapının arkasında ki karanlıkta sıçan gibi sıkışmış kaç ruhu hissediyorum?Kaç göze görünüyorum?Bir sen birde ben varım.Farkındasın dimi?Demirin öteki o'su gibi içimde paslanıyorsun.Gördüm ya seni,yinede bakma bana.
Alışığım...

Cumartesi, Kasım 7

Kısa anlatımlar

Hızlı hızlı...Yavaş yavaş...


Aydınlık, karanlık; sonra yine aydınlık ve karanlık...


Taze ruhlar,eski bendenler.


Yeni kokular,boktan rüyalar.


Bugün,yarın...Dün,ertesi.


Zaman; temel ihtiyaç.


Ötem;hayal...


Sonuç; sarı ışık...

Cumartesi, Ekim 24

Yine aynı...

Sessiz bir gidişti aslında gözyaşının arkasında saklanan.Görmen zor değildi diye kandırıyordum kendimi!Kaybolduğundan nedenli emin olabilirdin ki?Bakışlarımdaki sönüklüğü, gülerken ağlayan içimi nasıl algılayabilirdin ki?Ve yine ötelenmiştim.Ama bu kez derindi,canım acıyordu.Sonra bir ses daha duyuyordum,bir daha,bir daha.

Kayıp,kaybetmek!Ağlamayıda beceremdim ki hiç....

Cuma, Temmuz 24

Dostoyevski (Öteki Ben)

"Olmasından korktuğu ve
olacağını önseziyle anladığı
şeylerin hepsi gözünün önünde
bir bir gerçekleşiyordu.
Esrarlı adam da Yakov Petroviç gibi
paltosunu, şapkasını çıkarmadan
karyolanın kenarına oturmuş,
gözlerini kısarak hafifçe gülümsüyor,
Goladkin'e dostça başını sallıyordu.
Goladkin bağırmak istedi-sesi çıkmadı.
Bir şeyler yapmak, karşı gelmek gereğini
anlıyor ama yapamıyordu.
Saç}annın başında dikleştiğini hissetti
ve olduğu yerde kendini kaybetti.
Yol arkadaşını tanımıştı:
Bu adam kendisi, yani Yakov Petroviç
Goladkin'den başkası değildi!
Başka bir Goladkin olduğu halde
tıpkı onun gibiydi, kısacası,
her bakımdan onun eşiydi..."

Çarşamba, Temmuz 22

Sağol...

Sanki başka türlü olsaydı daha iyi olurdu.En kokuşmuş olanında bile bir hüzün var olduğunu görerek her veda bir sızıntı bırakır ileri ki yaşama demek hata olmazdı o zaman . Öyle işte,keşke başka bir türlü olsaydı sanki.Mesela sen daha düzgün durabilseydin karşımda,
insaniyetsiz tarafının dirilişine müsade etmeseydin ya da madem oyun oynuyorduk ötekilerimizle,hazır bu kadarda kaptırmışken rolüne ,perdeler kapanmadan son bir kez hayran bıraksaydın beni kendine.
Hayal kırıklıklarıyla değil de alkışlarla uğurlasaydım seni.Yine de sağol...

Çarşamba, Temmuz 1

Ölüm Siyahtır, Yaşamsa Beyaz...

Ölümün soğukluğu ve siyahı hep ürpertici gelmiştir…
Michael'ın ölüm haberini aldığımda da ürpetinin ve şaşkınlığımın ifadesi belirdi suratımda.

Ortaokul sıraları çoğunluk olmak üzere, ilk gençlik zamanlarıma doğru müziğin başka yanlarını keşfetmemde bir işaret olmuştu Jackson.

Pop müzik ve dansta yaptığı devrimin yeminli neferi gibiydi…

Rock'a gönül vermeye başladığım zaman diliminde de belleğimin bir tarafına saklamıştım ismini,farklı klipleri ve kıvraklığıyla öylece duruyordu…

Daha sonra uzun bir müddet hatırlamamak üzere rafa kaldırmıştık sanki kendisini.

Kendini hatırlattığı -aslında hatırlatıldığı zamanlar da pek nahoş oluyordu nitekim.

Çocuk tacizi, dava üstüne dava, baskın üstüne baskın saçmalıkları,medyanın öne sürdüğü vizyon!

90'lara damgasını vuran figürleri, duvarları süsleyen posterleri yitip gidiyordu tek tek hayatlardan…Sonbahar hüznü çökmüştü hayatımızın Michael Jackson'a ait olan kısmına.Kimi çıkıp kızmıştı,kimi basıyordu küfürleri,kimi ne olduğunu bile anlayamıyordu… Öfkeler,hüzülenler ve nefretler içten içe…

Popülaritenin acımasız yüzü ile benliğini yitirmesini an ve an izlemek üzüyordu elbet…Sandığa koyuluyordu jackson şapkası. Ama yine de duruyordu figürleri.Bazen ummadık sokakta çocuklarla karşılıyordu bizleri,dillerde ise "are you ok?"

Geçmişini, varlığını, benliğini inkar ediyor diye 30 yılını 5 yılda öldürme çabaları yüz gösteriyordu...Ardındansa, 5 yıl önce ölmüş olsa efsane olmuştu diye ekleniyordu.Öteki olmaktan kurtulacağım diye o da ötekileştirilmişti aslında…

Şimdi karşımda olsa ve sorsam ne kadar umrumdaydı bunca yazılan,bunca çizilen diye...Oysa elde kalan Ölümün siyahıydı,yaşamınsa Beyaz,tenin ise önemsiz olduğu...

Uğurlar Ola Michael, U-Ğ-U-R-L-A-R O-L-A...